Şampiyonlar Ligi başka bir kültürdür

author

MÜSLÜM GÜLHAN

[email protected]

2021.09.17 09:50

İki öbür ekip düşünün… Her takımın kendi ülkesinin sosyoekonomik yapısına tarafından ekolleri var ve kendi ülke vatandaşları dışında farklı ülkelerden, farklı kültürlerde dini, dili, dini bambaşka insanlardan oluşan bir grubu, bir gaye ve bir niyet doğrultusunda ekip haline getirip bir sistem içinde oynatıyorsunuz ve rakibiniz de benzer kurgu içinde farklı bir değerler bütünü içinde…

Aynı zaman diliminde, benzer ortamdaki iki takımın maçını yöneten hakemler ise öbür ülkeden olmalarının haricen, kendilerine göre ayrı kültürde iki farklı ülkenin takımının maçını yönetiyor.

İşte bu değin güzel bir dizaynın içinde daimi olmak demek bu kültürün bütünleyici parçası olmak demektir.

Avrupa liglerinde, şampiyonluğa oynayan tüm takımların arka plandaki hedefleri bu lige katılabilmektir. Yalnızca şampiyonluğa oynayan yok, kategori olarak bu hakkı kazanabilecek sıralamayı bile almak koskocoman hedeftir. İşte tüm bu çaba bu kültürün tamamlayıcı parçası elde etmek içindir.

Bütünleyici parça olduğunuz süre zamanla hedef takımları ile uğraş ederek, oyun temponuzu ve oyun karakterinizi bu kültüre but uyduracak şekle getirerek daimi olmanın değerini ortaya koymaya çalışırsınız. Bu bir öğretidir.

İşte bu kadar büyük bir yapının içinde mücadele etmenin koşulları, hiçbir ligin kendi iç özellikleri ile bir benzerliği olmadığı gibi, bu ligin içinde oynamanın koşullarda kendi lig yapısının dışına çıkarak bu ligin koşullarına üçgenin taban olmayan kenarı uydurmaktır. Portekiz Ligi’ndeki iki takım Porto ve Benfica buna en iyi örnektir.

Bir teknik direktör için, bir futbolcu için bu alan kendini ya da takımını deneme edecek bir bölge olarak bakmak büyük kusur olur. Çünkü, bu alanda her türlü yeteneği kullanarak, bütün enerjiyi maçı galip gelmek üzere kullanmak gerekir. Maçı galip gelmek, oyunun kendi değeri üzerinden yapacağı etkiden çok daha önemlidir.

Bu alanda kesintisiz oynayan oyuncu edinmek, maçı 90 dakika nasıl oynanacağını ve bu 90 dakikanın nasıl bir strateji ile her dakikası dakikasına nasıl mücadele edilmesi gerektiğini çakmak gerektiği öğretisini benimsetir. Ronaldo ile Messi kadar Pepe ve Quaresma’da bu öğretinin bir parçasıdır.

Benzer şekilde bu ligin teknik direktörü olmakta, kendini ve takımın temposunu veya direncinin ölçümü üstüne bir tasarruf yerine getirmek yerine, tüm 90 dakika baştan başa, her dakikasının maçı nasıl gerektiği üstüne bir taktik sahaya yansıtması gerektiğini öğretir. Çünkü skor her şeydir bu ligde…

Yalçın’ın eksiği bu noktadadır. Deneme etme noktası, bu ligin fazla altında bir beklenti olmakla beraber. Burası için ciddi dayanıksızlık ve zaman kaybıdır.

Oyunun bir 20 dakikasını, 45 dakikasını ya da 50 dakikasını sadece iyi oynamak maçı kazanmak için yeterli değildir. Bu turnuvadaki hiçbir maç için yeterli olmaz zaten… Beşiktaş’ın oynadığı 20 dakikalık oyun, sadece motivasyonun yarattığı bir geçiş süresi olarak kaldı ve kalır da… Lakin, 90 dakikayı stratejik olarak ağırbaşlı ve bütün oyun boyunca uğraş için bir öyle saldırgan oynamak maçı kazanma üzerine en etkin stratejidir.

Tüm maçlarda, maçı kazanma stratejisi içinde, kendi zaaflarını kapatıp muhalif takımın zaafları üzerinden skoru tutmak yatar. Bu dek kısa süreli grup maçlarında ya da eleme maçlarındaki en önemli skor avantajını yakalamak buna bağlıdır.

Dortmund için en alıngan bölge olan Akanji ve Hummels arasındaki boşluğa atılan bütün toplarda Batsuhayi buluştuğu her top tehlikeli oldu. Bu bir oyun stratejisi olmalıydı ve o antre sürekli ikili üçlü oyunlarla kullanmalıydı. Çünkü bu nokta kuvvetsizlik bölgeleriydi.

Beşiktaş’ın en hassa bölgeleri bek stoper ve iki stoper arasına atılacak topların yaratacağı tehlikelerdi oysa iki golde bu koridorlardan geldi.

Aradaki fark; takım tecrübesi daha iyi olan ve çok stratejik oynayan Dortmund elindeki Haaland ve Bellingham gibi yetenekler sayesinde istediği skoru elde etti. Skor için oyundan ziyade, set oyunu çerçevesinde oyunu yoklama ederek maçı kazandı. Maksat skor olduğu zaman bütün kurgu da skor üstüne oluyor.

Şampiyonlar ligi bir finans alanıdır. Ülkelerin dışarıdan sağlayacakları katma değerin temel kaynağı burasıdır. Yaklaşık 28 milyar avro… Bu kaynağa sahip olan bu organizasyonda iki türlü gelir kapısı vardır.

Birincisi; katılarak ve puan toplayarak gelir olmak…

İkincisi; düşük maliyetle yetiştirilen veya alınan yetenekli oyuncuları bu ligde sunarak bonservis satışından kazanç elde etmektir.

Haaland 130 milyon avro ile ve Belingham’da 55 milyon avro ile bu konuda Dortmund’un namzet oyuncuları olurken, Beşiktaş için yalnızca Ersin 5,5 milyon avro ile namzet oyuncudur. Beşiktaş’ın oyun içindeki kilit ve en etkili oyuncuların kiralık olması siyah-beyazlılar için kazanç anlamında büyük handikaptır ve stratejik zaaftır. Şampiyonlar Ligi bir kültürdür.

Yorum yapın