Milli maç arası

author

SERKAN ALTUNİĞNE

2021.10.07 09:52

Bu hafta milli maçlar yüzünden ara olunca yazılara da ara vardır diye dün hiç yazmaya kalkmadım. Haliyle editör tayfası (saygıyla anıyorum) “Arkadaşım sen futbolcu musun? Süper Lig misin sen? Sen hayırdır?” deyince oturup yazmak zorunda kaldım. Bir günlük geç kalma bundan yani. Gerçi bütün günüm de muhakkak yok ama ola ki aranızda “Bu keltoş neden yazmadı yav?” diye düşünenleriniz varsa diye bitmiş söylüyorum: AYRINTILARIYLA BENİM HATAM!

Geçen hafta Avrupa maçlarında deplasmana dışarı giden takımlarımızın oynadığı rakiplerin tribünleri konuşuldu defalarca. “Avrupa ’da böyle bir şey yok!” diye diye Hıncal Uluç ve türevleri ülkemiz tribünlerini ve tribün kültürünü öldürdüler. Şimdilerde Avrupa tribünlerine bakıp iç geçiriyoruz. Ben birincil 1. FC Union Berlin maçına gittiğimde çok şaşırmıştım. Maraton diye deyiş ettiğimiz (Duruma kadar Kapalı dediğimiz.) tribünlerde koltuk değil ve herkes ayaktaydı. (Stadyum içinde bira satılıyor olmasını zaten geçiyorum.) “Herhalde bunlar Bundesliga 2 ’de ya ondan o kadar” dedim. Bundesliga ’ya yükseldiler hâlâ böylece. Almanya Avrupa yok mi? “Oturarak maç izleyelim!” abuk subuk fantezisi yüzünden tüm tribünler koltuklu oldu. Taraftar şu anda koltuk üstünde zıplıyor. Galatasaray ’ın yeni Ali Sami Yen ’deki birincil maçında kale arkası tribünlerdeki açılır kapanır koltukların tümü kırılınca eski usül dandik koltuklar kondu oralara. “Meşale yakmayalım! Stadyumda meşale yakanı katıksız hapse atalım! Avrupa ’da bunlar bitti artık!” dediler. Her hafta Avrupa liglerinde yapılan maçlara bakıp “Negzel tribün yaa” diye meşale şov izliyoruz.

Stadyumları kent dışına taşıyalım mevzusu başladı en son. Ali Sami Yen Stadyumu birincil açıldığı 1965 yılında olur ya inanmayacaksınız lakin sahiden büyük kasaba dışındaydı. Sonradan Mecidiyeköy ’den Boğaziçi Köprüsü temas yolu geçti, derken şehir kuzeye doğu işgal edildi ve 2000 ’li yıllarda Galatasaray, stadyumu bakım yapmak isteyince “Burası şehrin göbeğinde, fazla trafik oluyor!” denilerek (Mevzu natürel ama başkaydı Bkz. Torunlar) Ali Sami Yen Arena seçeneğine geçildi. Mecidiyeköy hâlâ Umut Sarıkaya ’nın çizdiği gibi fakir din cehennemi olarak görevini sürdürüyor. Herhangi bir başkalaşım olmadı. Zaten de nasıl olsundu? Zaten de hedef o değildi. Fenerbahçe Stadyumu ’nun Kadıköy – Salı Pazarı trafiğinin nedeni olmadığı gibi Ali Sami Yen de Mecidiyeköy trafiğinin sebebi değildi. Tıpatıp derhal TEM trafiğinin nedeninin az önce 10 takvim olan Ali Sami Yen Spor Kompleksi ’nin olmadığı gibi. Dahası 10 sene önce açıldığında buraya metro bile yoktu. Ulaşım imkânsız gibi bir şeydi. (Yine De ulaşım problemi hâlâ çözülemedi ama olsun) Şimdi 52 bin karakter stadyumun dibinde gökdelenler, siteler ve hatta inanmayacaksınız ama hastane var. 20 sene sonradan birileri çıkıp “Bu stadyumu kent dışına taşıyalım çünkü burada çok trafik oluyor, bundan başka hastaneyi rahatsız ediyor” diyeceklerdir. Derler. Çünkü maalesef ülkemizde her şey o güne ve o günün şartlarına göre ve çoğunlukla da yanlış değerlendiriliyor. Önce kağıt ve aspirin şapkaları elimizden aldılar, sonra tribünleri böldüler (Bkz. Adnan Polat) daha sonra koltukları yerleştirip kapasiteleri düşürdüler, daha sonra meşaleler ve konfetiler gitti, sonradan zaten Passolig denen haraç mekanizması geldi (Sen arzu etmek maça gitmek, vereceksin bize her sene 67 TL.) Şimdi de stadyumları kent dışına taşıyalım, taraftar olmayı en ince ayrıntısına kadar marjinalleştirelim kafasına geldik. Spor alanları büyük kasaba dışına taşındıkça bizim gibi ülkelerde o “Şehir Dışıların” şehir içi tarafından yutulacağını hesap edememek ise ne stil bir vizyonsuzluk aslında bilemiyorum. Neyse zaten ülkemizde futbol uzun zamandır ayrıca bütçe keza kalite olarak bitti. Tribünler de yavaşça ölüyor artık. Şayet de haklılar. Yıllar sonradan futbol izleyicisi kalmayınca o stadyumlar fuzuli yer kaplayacaktır. En iyisi şimdiden yıkılıp yerine dev gökdelenler yapılsın. “Ne alaka yaa? Tek seçenek gökdelen yerine getirmek mı?” diyecek sevgi batmış, saf insanların gözlerinden öperim.
Son stadyum büyük kasaba dışına taşındığında, son meşale söndüğünde, son seyirci tribünden ayrıldığında beyaz adam rantını yiyecek yeni bir spor dalı bulacak.

Yorum yapın