Filenin önündeki savaş!

author

MÜSLÜM GÜLHAN

[email protected]

2021.09.03 11:18

Sporun kendine ait ahlak değerleri vardır.

Çünkü, ahlaki normlar üzerinden sporu değerlendirmeye kalktığımıza ortak bir noktada buluşmak olası olmaz. Kendi yaşadığımız ülkemizde olduğu gibi, ülkelerin yüz senelerdir oturtmuş olduğu bu normların ötesine dinmek, güncellemek veya değişime uğratmak olası olmadığı gibi, sporun bu evrensel yapısındaki bütünleştirici felsefesine de epeyce zıt gelen argümanları içinde taşımaktadır.

Bu normatif yapının kemikleşmiş halini aşmadaki zorluklar ve ahlak değerlerin en iyiyi bulmaya ve bütünleştirici etkiye sahip olması sebebiyle, evrensel bir değere sahip olması, sporu bu kurgu içinde kalmaya zorunlu kılmıştır.

Sporun kendi motivasyonu dışarıya, toplumsal bir motivasyona sahip olması, kitleleri harekete geçirmesi bakımında birtakım misyonları yüklenmesine maruz kalması olmaktadır.

Hitler, Mussolini, Franco, Salazar’ın bu argümanları kullanmadaki cesaretleri, toplumsal deformasyonu ve otoriter yapıyı meşrulaştırmada mükemmel kullanılmıştı.

Unutmayalım ki; bu diktatörlerin kullandıkları öteki en bariz argüman kemikleşmiş bu ahlaki normlar ve bunları din içinde pazarlamaya çalışmalarıydı. İşte bu yüzden; spor etik kurguya sahip olması gereken ve kendi kurgusu içinde bir özgürlükçü alan olmak zorundadır.

Sporun toplumsal kabul görme etkisi, çoğu süre bir sporcu, bazı kadar toplumsal etkinin artı yönde değişimine de uğramasını sağlamaktadır.

İşte Socrates…

1983 yılında Brezilya diktatörlükle yönetildiği süre diliminde şampiyonluk maçına çıkan Corinthians takımının elinde “Yensen de Yenilsen de Demokrasiden Sözünden Dönme” pankartı vardı. Futbol tamamen kendi ülke insanıyla kurduğu teması Socrates şöyle anlatıyor: “Futbol doğru sözlerim fazla daha geniş kitlelere ulaşıyordu. Bilgisiz, eğitimsiz insanlara da erişebiliyorduk çünkü futbol dünyası aslanda emekçi sınıfına aitti. Bence bütün yaşananların en büyük getirisi de buydu zaten. Daha pozitif insanın siyasetle ilgilenmesini sağlayabilmek. Brezilya’da futboldan anlamayan bir kişi bulamazsın. Buna karşılık fazla az insan siyasetten anlar ve halkın büyük çoğunluğu eğitimsizdir ama futbol ve siyaseti bir araya getirerek ayrıca halkı eğitebilir ayrıca de toplumsal değişime önayak olabilirsiniz”…

“Futbol oynamak bir meslek ve bizim işimiz daima önemli ama hayattaki en kayda değer şey değil. Futbol bir ölüm kalım meselesi değil. Anlatmaya çalıştığımız şey tamamen da bu. Kaybedebiliriz. Kaybetmekten korkmamalıyız ama kazanabiliriz de çünkü galip gelmek için çalışıyoruz”…

Voleybol oynamakta ölüm kalım meselesi yok. Lakin, bizim voleybol oynayan kadınlarımız için spor kuralları ve rekabeti açısından fazla kayda değer bir oyun.

Çünkü onlar bütün maçlarını kazanmak için oynuyorlar.

Lakin, bir noktada, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş gerekçelerine karşı olan bir yoz grup kadar, özellikle kadınlar üzerinden yürütülen siyaset, tıpatıp din sosuna batırılmış o normatif sözde ahlak kurgusu-diktatörlerin kullandığı gibi ve bize ait olmayan kurgu içindeki pazarlanan yaşam şekline ve kadınlara karşı gösterilen tepki, voleybolcu kadınlarımıza bir görev yüklenmiştir. Bu bir siyasi misyondur.

Bu görev, ayrıca bir motivasyona dönüşerek, maçları öbür bir değer içerisinde oynamalarını sağladı oysa sahada gösterilen performansın kalitesi, bu açıdan saha dışı bir mücadelenin de etkisindedir.

Çünkü, kendi motivasyonu; rekabet kurgusu içinde oyun kuralları içinde maçı üzereyken, 21.yüzyılda kabul edilmesi muhtemel olmayan zihniyetin voleybolcu kadınlara gösterdiği tepkinin, gerçekte bütün kadınların yaşamlarına müdahale olmasından nedeniyle, saha dışında onlarla mücadeleye giren yoz gurubun duruşuna karşılık bir siyasi duruşu-yükümlülük kapsamında saha içinde uygulamak zorunda kaldılar ve kalacaklar. Bu bir toplumsal talebin yanında, bununla birlikte kendi özgür yaşamlarını müdafaa etmek için, aldıkları her manşetin, vurdukları her smacın ve yaptıkları her bloğun bu açıdan bir karşılığı vardır.

Ve Andrew Downienin Socrates için yazılan kitap şöyle bitiyordu:

“Socrates saha dışarıya, içinde olduğundan daha önemli olan ender futbol dehalarındandı. O, yalnızca bir futbol takımının yok bir ülkenin de değişmesinde büyük bir rol oynadı…”

Filenin önünde, ülkenin geleceğini korumayla ilgili bir görev için uğraş eden voleybolcu kadınlar için de bir kitap yazılır…

Ve kitabın sonunda ‘onlar sadece voleybol takımı değildiler’ yazılır.

Yorum yapın