Fenerbahçe-Eintracht Frankfurt maçı yaklaşırken: Futbol asla sadece bir oyun değildir

author

GÜRSEL KÖKSAL

2021.09.14 10:06

Avrupa’nın en önemli metropolleri arasında yer alan; özellikle uluslararası finans, ticaret, fuarcılık ve ulaştırma alanlarında en üstteki ligde yer alan Frankfurt’u yalnızca futbolda değil, 20’ye yakın spor dalında temsil eden EF, kentin en manâlı markalarından.

Fenerbahçe-Eintracht Frankfurt maçı yaklaşırken: Futbol asla sadece bir oyun değildir

Fenerbahçe’nin Avrupa Ligi’ndeki birincil rakibi Eintracht Frankfurt (EF), futbolla ilgisi olanların yakından tanıdığı bir klüp. UEFA çatısı altındaki dağıtılmış turnuvalar kapsamında Fenerbahçe’yle 2006’da İstanbul’da, Galatasaray’la 1992’de ve Sakaryaspor’la 1988’de keza deplasmanda, ayrıca de kendi sahasında aleyhinde karşıya geldi. Bu maçların bilançosu 2 beraberlik ve 3 galibiyetle EF’nin lehine oldu. Bundesliga’nın fazla parlak olmasa da istikrarlı takımları arasında bulunan EF, dördüncü haftasında yalnızca 3 puanla 15’inci sırada. Lakin bir vakit daha sonra toparlanıp geçen sezon olduğu gibi ligi yine ön sıralarda bitirme potansiyeli taşıyor.

Takımın 122 takvim tarihi de hem milli keza de uluslararası başarılar açısından oldukça mütevazı bir bilanço veriyor. Müzesinde 1 lig (1959), 5 Almanya (1974, 75, 81, 88 ve 2018) ve bir UEFA Kupa Galipleri (1980) kupası yer alan EF, geçen sezonu 5’inci olarak tamamladı.

Avrupa’nın en manâlı metropolleri arasında bulunan; bilhassa uluslararası finans, ticaret, fuarcılık ve ulaştırma alanlarında en üst ligde bulunan Frankfurt’u sadece futbolda değil, 20’ye yakın spor dalında temsil eden EF, kentin en önemli markalarından.

GÖÇÜN ÖNEMLİ DURAĞI

Frankfurt’un bir diğer özelliği de kozmopolitliği veya günümüzdeki deyişiyle ‘çok kültürlülüğü’. Frankfurt, kentin ortasından geçen Main Nehri bir uçtan bir uca yüz yıllardır manâlı bir ticaret ve ulaşım merkezi.

Tarihi baştan başa göç bölge ve Almanya’nın öteki metropollerine kıyasla bu göçmenlerin daha basit entegre olduğu Frankfurt’ta günümüzde 180 ulustan on binlerce birey yaşıyor, yüzlerce dil konuşuluyor.

Frankfurt nüfusu itibarıyla minik, oysa çevresindeki şehir halkı ve kasabaları içine bölge Rhein Main bölgesinin merkezi olduğu dikkate alınınca bunun bir anlamı kalmıyor.

Almanya’da toplumsal ve siyasal yaşama ‘çok kültürlülük’ kavramını hediye eden Frankfurt, 1961’de başlayan Türkiye’den işgücü göçünün de en manâlı durağı. Birkaç sene çalışıp, biriktirdiği paralarla memlekete dönmek üzere gelenlerin büyük bir bölümü Almanya’nın dört bir köşesine buradan dağıldı, natürel bir bölümü de burada kaldı. 60’ıncı yılını yaşadığımız bu göç sürecinin sonucu biliniyor: Bugün Almanya’daki en büyük göçmen toplumunu Türkiye kökenliler oluşturuyor. Natürel bu şart Frankfurt için de geçerli.

İkinci Dünya Savaşı’nın en fazla tahrip ettiği, müttefiklerin hava saldırıları sonucu büyük bir bölümünün kelimenin bütün anlamıyla yerle bir edildiği Frankfurt’u yeniden dünyanın en çağdaş ve zengin metropollerinden biri haline getiren süreçte Türkiye’den gelen işgücünün büyük katkısı oldu. Ayrımcılık, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gibi sorunlar Frankfurt’ta da yaşansa da ülkenin pek çok şehrine göre çok daha az. Türkiye kökenli göçmenlerin şehir yaşamına entegrasyonu oldukça ileri düzeyde. Mesela İl Genel Meclisi’nin Başkanı Türkiye kökenli bir işçi ailesinin ikinci kuşağından. Meclis üyeleri arasında da dağıtılmış partilerden Türkiye kökenli lokal politikacılar var. Gerçi son haberlere kadar artık beraber değiller lakin kısa bir süre öncesine dek Frankfurt Büyükşehir Belediye Başkanı’nın eşi de Türkiye kökenli bir göçmen ailedendi ve kendisini her fırsatta ‘Türklerin eniştesi’ olarak tanıtan Başkan, küçük kızıyla birlikte bir tedarik Türkçe öğrenmişti. Kısacası her yıl bir film, bir tiyatro festivali düzenleyen, bütün Frankfurt’a hizmet veren tiyatrolar kuran Türklerin her geçen gün azıcık daha bu kentle bütünleştiğini söyleyebiliriz.

Frankfurt Türkiye’nin gündemine en son kısa bir vakit önce şehir içindeki bir meydana ‘Eskişehir’ adının verilmesiyle gelmişti. Bu adım, Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçünün 60’ıncı yılı vesilesiyle atıldı.Frankfurt’un fazla kültürlülüğünü, kentin en önemli ve eski kurumlarından EF de yaşıyor ve şu anki başkan Peter Fischer’ın hayranlık veren angajmanıyla bu koşul gün geçtikçe daha da zenginleşiyor. Onun önderliğindeki kulüp, adındaki ‘Eintracht’ kavramını (Türkçe’ye birlik, birliktelik olarak çevrilebilir) her geçen gün azıcık daha hak ediyor.

‘Sporla siyasetin ayrılması’ yolundaki tüm baskılara rağmen, fazla sağa, ırkçılığa ve tanıdık olmayan düşmanlığına aleyhinde en ön saflarda yer almaya aralıksız Fischer, kulübü de bu hoşgörüyle yönetiyor.

OY VERENLER İSTENMEDİ

Birkaç yıl önce fazla sağcı parti AfD’nin (Almanya için Alternatif) üstteki seviye iki yöneticisinin kulübe üyelik başvurularının reddiyle başlayan süreçteki istikrarlı tutumuyla da Almanya’da ezberlerin bozulmasına yol açtı.

AfD’nin parlamenter sistem içinde faaliyetlerini sürdüren, milyonlarca kişinin oyunu alan, lokal ve federal düzeylerdeki meclislerde fazla sayıda vekil aracılığıyla temsilcilik edilen bir parti olduğu gerekçesiyle karşısına çıkanlara direndi. Sadece AfD üyeleri ve yöneticilerinin yok, AfD’ye oy verenleri de istemediklerini açıkladı.

“Kulübümün 90 bin üyesinin hepsi bu b.kt.n faşistlere, bu b.ktan AfD’ye karşı. Onların tavırları net: Burada Nazilere yer değil. Sizin bataklığınıza ihtiyacımız yok!” diyerek, bu konudaki çıtayı tamamen yükseltti.

AfD’nin bunun üzerine yaptığı suç duyuruları karşı gerilemedi ve kavgasını sürdürdü. Aşırı sağa karşı eylemlere katıldı. ‘Irkçılığa karşısında rock’ gibi on binlerce kişinin katıldığı etkinliklerde hatip olarak sahneye çıkıp, kavgasını sürdürdü. Frankfurt’un komşu kenti Hanau’da göçmen kökenli gençlere yönelik katliamı protesto edenler aralarında ön sıralardaydı.

Almanya Futbol Federasyonu’nun bir takım yöneticilerinin bu tutumu frenleme girişimlerini savuşturdu. Bütün bunları yaparken Eintracht’ın 90 binin üzerindeki üyesinin büyük çoğunluğunu arkasına almayı da başardı. Bu tartışmaların ortasındaki genel kurulda üyelerin yüzde 99’unun oyuyla her yerde seçilmesi de bunu gösteriyor.

Bu konudaki öteki misal de EF’nin eski onursal başkanı Rudolf Gramlich konusunda yapıldı. 1955-1970 yılları aralarında EF’ye başkan olan Gramlich, 1929-1944 yılları aralarında takımın başarılı oyuncularındandı, Alman Milli Takımında oynadı ve başkanlığı döneminde takıma keza sportif hem de yönetimsel açıdan büyük katkıları oldu. Birkaç sene önce gerçekleştirilen incelemeler Gramlich’in Hitler dönemini bilinçli bir Nazi olarak geçirdiği, savaşta Alman ordusunun ve Nazi partisinin ölüm makinesi olarak faaliyet bildiren, kurukafa sembollü SS birliklerinde devir yaptığı ortaya çıkardı. Fischer’ın öncülüğündeki EF, klübün geçmişindeki bu lekeyi Gramlich’in ‘onursal başkanlığını’nı oy birliğiyle iptal ederek kısmen de olsa arıtma yoluna gitti. Fischer, geçen sene alınan bu kararın gerekçesini alkışlar eşliğinde şöyle açıkladı:

“Bir onursal başkan, sportif açıdan ne dek olumlu şeyler yapmış olursa olsun, ahlaki açıdan da örnek bir kişi olmalıdır.”

Fischer’ın bu çıkışları Frankfurt ve çevresinde yaşamış birçok göçmenin de dikkatini çekti muhakkak. Son yıllarda kulübe üye olanlar arasında böylece çok göçmen yer alıyor.

Bu satırların yazarı da Fischer’dan etkilenerek, ailece EF üyeleri arasına katılanlardan.

Kendisi bundan başka da Fenerbahçe’nin taraftarı ve üyesidir. Her ikisinin de üyesi olduğu takımlarının karşılaşmasında hangi tarafı tutacağına az önce karar vermemiş olması bu durumdan kaynaklanıyor!

“İyi olan kazansın” çağırmak en iyisi.

Not: EF’nin maskotu ‘Attila’ adını içeren bir kartal. Bu da takımın çok kültürlüğünü zenginleştiren acayip bir rastlantı…

Yorum yapın